.::HARÇLIK::. SEVGİ, BİLGİ ve TECRÜBE PAYLAŞTIKÇA DEĞERLENİR!

NewsHarçlık E-Dergi Sitesine Hoş Geldiniz!News

 


  HABERLER

 

 


  HARÇLIK İNDİR

"HARÇLIK" ve "HAFTALIK" larınızı aşağıdaki linklerden cebinize, pardon bilgisayarınıza indirebilirsiniz... :))
 
HARÇLIK - Sayı: 90
HARÇLIK - Sayı: 89
HARÇLIK - Sayı: 88
HARÇLIK - Sayı: 87
HARÇLIK - Sayı: 86
HARÇLIK - Sayı: 85
HARÇLIK - Sayı: 84
HARÇLIK - Sayı: 83
HARÇLIK - Sayı: 82
HARÇLIK - Sayı: 81
HARÇLIK - Sayı: 80
HARÇLIK - Sayı: 79
HARÇLIK - Sayı: 78
HARÇLIK - Sayı: 77
HARÇLIK - Sayı: 76
HARÇLIK - Sayı: 75
HARÇLIK - Sayı: 74
HARÇLIK - Sayı: 73
HARÇLIK - Sayı: 72
HARÇLIK - Sayı: 71
HARÇLIK - Sayı: 70
HARÇLIK - Sayı: 69
HARÇLIK - Sayı: 68
HARÇLIK - Sayı: 67
HARÇLIK - Sayı: 66
HARÇLIK - Sayı: 65
HARÇLIK - Sayı: 64
HARÇLIK - Sayı: 63
HARÇLIK - Sayı: 62
HARÇLIK - Sayı: 61
HARÇLIK - Sayı: 60
HARÇLIK - Sayı: 59
HARÇLIK - Sayı: 58
HARÇLIK - Sayı: 57
HARÇLIK - Sayı: 56
-------------
HAFTALIK - Sayı: 55
HAFTALIK - Sayı: 54
HAFTALIK - Sayı: 53
HAFTALIK - Sayı: 52
HAFTALIK - Sayı: 51
HAFTALIK - Sayı: 50
HAFTALIK - Sayı: 49
HAFTALIK - Sayı: 48
HAFTALIK - Sayı: 47
HAFTALIK - Sayı: 46
HAFTALIK - Sayı: 45
HAFTALIK - Sayı: 44
HAFTALIK - Sayı: 43
HAFTALIK - Sayı: 42
HAFTALIK - Sayı: 41
HAFTALIK - Sayı: 40
HAFTALIK - Sayı: 39
HAFTALIK - Sayı: 38
HAFTALIK - Sayı: 37
HAFTALIK - Sayı: 36
HAFTALIK - Sayı: 35
HAFTALIK - Sayı: 34
HAFTALIK - Sayı: 33
HAFTALIK - Sayı: 32
HAFTALIK - Sayı: 31
HAFTALIK - Sayı: 30
HAFTALIK - Sayı: 29
HAFTALIK - Sayı: 28
HAFTALIK - Sayı: 27
HAFTALIK - Sayı: 26
HAFTALIK - Sayı: 25
HAFTALIK - Sayı: 24
HAFTALIK - Sayı: 23
HAFTALIK - Sayı: 22
HAFTALIK - Sayı: 21
HAFTALIK - Sayı: 20
HAFTALIK - Sayı: 19
HAFTALIK - Sayı: 18
HAFTALIK - Sayı: 17
HAFTALIK - Sayı: 16
HAFTALIK - Sayı: 15
HAFTALIK - Sayı: 14
HAFTALIK - Sayı: 13
HAFTALIK - Sayı: 12
HAFTALIK - Sayı: 11
HAFTALIK - Sayı: 10
HAFTALIK - Sayı: 09
HAFTALIK - Sayı: 08
HAFTALIK - Sayı: 07
HAFTALIK - Sayı: 06
HAFTALIK - Sayı: 05
HAFTALIK - Sayı: 04
HAFTALIK - Sayı: 03
HAFTALIK - Sayı: 02
HAFTALIK - Sayı: 01

 



  HARÇLIK İSTEK

Eğer her ay size de "HARÇLIK" göndermemi istiyorsanız lütfen bu formu doldurunuz. Bir daha "HARÇLIK" almak istemiyorsanız, e-posta listemden çıkmak için, isteğinizi mesaj kutusuna yazınız. Kırmızı alanlara arkadaşlarınızın isim ve
e-posta adresini vererek "HARÇLIK" ı tavsiye edebilirsiniz. (* işaretli yerleri mutlaka doldurmanız gerekmektedir.)
 
*Adınız ve Soyadınız:

 Doğum Tarihiniz:

*Mesleğiniz:

 *Yaşadığınız Kent / Ülke:

Telefon Numaranız:

 *E-posta adresiniz:

  Tavsiye 1:

Adı/Soyadı:

Email:

  Tavsiye 2:

Adı/Soyadı:

Email:

 *Varsa Mesajınız:

 

 


  İLETİŞİM

Yorum, eleştiri ve katkılarınız için  Zafer KARADAĞ 'a yazabilirsiniz. <zafer@karya.biz>

 

 

Yukarıdaki resmi tıklayarak Çin'deki Fenerbahçeliler Derneğimizi ziyaret edebilirsiniz.


  BARDAĞIN DOLU KISMI (Zafer KARADAĞ’ın Makale Köşesi)


News"Bu makale köşesi, "HARÇLIK"ın Temmuz' 2009 tarihli 147. sayısından alınmıştır. 91'den 147'ye kadar olan eksik sayılar en kısa zamanda arşivime eklenecektir. Çin'de ve Türkiye'de kurmaya çalıştığım yeni iş ve yaşam düzenim için koşuşturmaktan iyice zaman fukarası oldum. "HARÇLIK"ın 9 yıllık tarihinde ilk kez yaşanan bu aksaklık için lütfen kusura bakmayın. Sevgiyle kalın. Zafer KARADAĞ"

"Sabredebilenler için her zorluk aşılabilir." TOLSTOY

 

14 YIL ÖNCE DEMİREL GELMİŞTİ, ŞİMDİ DE GÜL, NİHAYET...

Z.K. sayin Cumhurbaskanimiz ve sayin Bakanimizla Pekin'de

Merhabalar, Cumhurbaşkanımız'ın Çin ziyareti ile ilgili yorumumu sizinle paylaşmak istedim.

 

Biz ailecek 5 yıldır Çin'deyiz ve ilk kez bir Cumhurbaşkanı ziyaretini idrak ediyoruz, henüz bir Türk Başbakanı gelmedi bile.

 

Oysa aynı süre içinde ABD, Rusya, İngiltere, İtalya vs... ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarının bu devasa ülkeye kaçar kez geldiklerini artık sayamaz olduk.

 

Son hatırladığım Alman Başbakanı Merkel dönerken 70 milyar Euro'luk sipariş kontratlarını da koltuğunun altında götürüyordu.

 

Kendi firmalarının önünü açmak ve bu muhteşem pazara girmelerini sağlamak için, bir gıda fuarında adeta 3 gün boyunca standda yatıp kalkan Kaliforniya Valisi Arnold Schwarzenegger benzeri örnekleri haykıran ve Çin pazarına dikkat çekmeye çalışan makalelerim ve söylemlerimden ve de tam 14 yıl aradan sonra bir Cumhurbaşkanımızı nihayet Çin'de görebilmek tabii ki beni çok sevindirdi.

 

Çünkü bu pazarda daha fazla Türk markasının yeşerebilmesi için herşeyden önce Türkiye imajının güçlendirilmesi gerekiyor.

 

Bu da ancak bunun gibi üst düzey ziyaretler daha sık yapılırsa mümkün olabilir.

 

Öte yandan sadece bir Cumhurbaşkanı geldi diye ihracatımızın tavan yapmasını beklemek ise saflık olur, asıl iş bu davasa pazarı ve Çin'i ARTIK keşfetmesi gereken ihracatçılarımızın ev ödevlerini tam yapmasında, dilerim bir an önce pazara giriş için en doğru yöntemleri ve argümanları kullanmaya başlarlar.

 

Cumhurbaşkanı'nın ve Çin Senato Başkan Yardımcısı'nın huzurunda 3 milyar Dolarlık kontratları imzalayan 8 Türk firmasını alkışlarken, bir dahaki sefere hasılatın en azından 13 milyar Dolar olması için Baba-Oğul dua ettik.

 

4 gündür Cumhurbaşkanı'nın Çin seyahati nedeniyle oğlum Fatih KARADAĞ ile birlikte Pekin'de toplantıdan toplantıya koşturuyorduk.

 

Dünya Türk İş Konseyi (DTİK)'nin Asya-Pasifik Komitesi Yönetim Kurulu Üyesi olduğum için yoğun günler geçirdim.

 

Her gece saat 3 gibi çalışmalarımız sonlanabildi ve 7'de yeni güne başladık.

 

Sayın Cumhurbaşkanımız'ın yanı sıra, Devlet Bakanımız sayın Zafer ÇAĞLAYAN, İçişleri Bakanımız sayın Beşir ATALAY, TOBB ve DTİK Başkanı sayın Rifat HİSARCIKLIOĞLU, TİM Başkanı sayın Mehmet BÜYÜKEKŞİ, DEİK İcra Kurulu Başkanı sayın Rona YIRCALI, İTO Başkanı sayın Murat YALÇINTAŞ, İZTO Başkanı sayın Ekrem DEMİRTAŞ, TÜSİAD Başkanı sayın Arzuhan Doğan YALÇINDAĞ, MÜSİAD Başkanı sayın Ömer Cihad VARDAR, İMMİB Başkanı sayın Ali KAHYAOĞLU ve daha pek çok önemli kişinin yer aldığı bu toplantılarda gönlüm ve gözlerim özellikle zeytinyağcılarımızı da görmeyi çok arzu ediyordu ama maalesef göremedik, demek ki Çin pazarı onlar için HALA önemli olamamış, yazık, çok yazık!..

 

İspanyol, İtalyan, Yunanlı, Tunuslu, Suriyeli, hatta Mısırlı ve hatta Şilili zeytinyağcıların çoktan keşfettikleri ve her geçen gün pazar paylarını artırdıkları bu devasa pazarı hala önemsemeyen sevgili zeytinyağcılarımız acaba nasıl bir mazeret üreterek zeytinyağı gibi üste çıkacaklar? doğrusu merak ediyorum.

 

Neyse biz nihayet Shanghai'a döndük, biraz dinlenip yarından itibaren kendi işlerimize yoğunlaşacağız ve 5 yıldır olduğu gibi, Çin'e ihracat yapmak isteyen başta zeytinyağı üreticilerimiz olmak üzere, madencilik, mermer, gıda ve diğer sektörlerden ihracatçılarımızın da gönüllü danışmanlığını yapmaya devam edeceğiz.

 

Selam ve sevgilerimle.

 

Zafer KARADAG
Chairman
Shanghai KARYA International Trading Co. Ltd.

Waigaoqiao Free Trade Zone, Huashen Road, 180/403
Pudong - Shanghai 200131 CHINA
www.karya.biz
www.harclik.net
zaferkaradag@gmail.com
tel&fax: +86-21-5042 2420
gsm: +86-131-2753 7434 (China)
gsm: +90-532-468 2727 (Turkiye)
Our homeland, Turkiye connects Asia to Europe.

 


ZEYTİNYAĞLI HATIRALAR

Merhaba sevgili HARÇLIK Okurları,
 
Zeytinyağının başrolde olduğu :) bazı hatıralarımı sizinle paylaşmak istiyorum.
 
Rahmetli dedemin Muğla'daki kendi bahçemizdeki zeytin ağaçlarından toplayıp götürdüğü ve Bayır'daki eski sıkımcısında bizzat kendisi de çiğneyerek elde ettiği zeytinyağı ile başlayan zeytinyağlı hayatımda İtalya'nın özel bir yeri vardır.
 
İlk gidişimde, Como Gölü kıyısında kaldığım bir otelin muhteşem manzaralı lokantasında yemeğimi getiren garsondan zeytinyağı ve pul biber rica ettim. Daha doğrusu etmeye çabalıyorum ama ne mümkün, bende gram İtalyanca yok, onun durumu ise benden de vahim, ne bir gram İngilizce var, ne de Türkçe. :)
 
Dünyanın 5 kıtasında tanıştığım insanların dillerini anlamasam da vücut dilimi kullanarak derdimi anlatmayı başardığım halde bu garsona bir şişe zeytinyağı ile pul biberi anlatamıyordum. O da, ben de sürekli birşeyler konuşuyor ama birbirimizi anlamıyorduk ki, birden bir mucize oldu. On dakikadır karşılıklı cebelleştiğimiz o garson gitti ve elinde bir şişe zeytinyağı ile küçük bir tabakta İtalyanların o meşhur çekirdek halindeki pul biber olduğu halde geri döndü.
 
Müthiş mutlu olmuştum, hemen pul biberi yemeğime döktüm, üstüne de zeytinyağını boca ettim ve soğumaya yüz tutan yemeğe adeta saldırdım. Aman Allahım o da ne? Daha ilk çatalda ağzımdan, burnumdan hatta kulaklarımdan da alev fışkırmıştı. Acılı Adana kebabın üzerine bile pul biber dökerek yediğim için Adanalı dostlarımı gıcık eden :) ben, inanılmaz bir acı ile sarsılmıştım.
 
"Nasıl bir acı bu?" diye soran gözlerle arkamı döndüğümde ise, bu defa şaşırtıcı bir tablo ile karşılaştım. Mutfağın kapısına dizilmiş aşçıbaşı, aşçılar, yamaklar hatta belki de bulaşıkçılar bile ellerini göğüslerinde kavuşturmuş, alaycı bakışlarla beni izliyorlardı. Tarafımca durum anlaşılmıştı, benim o acı biberi yiyemeyeceğime inanarak, pozisyon almış beni izliyorlardı. :(
 
Eee... bu durumda bana yapacak tek şey kalmıştı, bir elimde çatal, diğer elimde ise gözlerimden ve burnumdan açık kalmış çeşme misali akan suları silmeye yarayan peçete olduğu halde, son lokmasına kadar tabağımı bitirdim.
 
Şimdi gülme sırası bendeydi, kafasındaki şapkanın uzunluğundan aşçıbaşı olduğuna kanaat getirdiğim şahsiyete parmağımla işaret yaptım ve masama davet ettim. Karışık bir yüz ifadesiyle yanıma gelen aşçıbaşına;
- "Aşçıbaşı olduğuna göre İngilizce biliyorsundur değil mi?" dedim.
- "Evet" dedi. 
- "Peki" dedim, "söyle bakalım, benim bu acıyı yiyemeyeceğimi düşündüğünüz için hep birlikte sıralanıp beni izlediniz değil mi?"
- "Doğru" dedi, "çoğumuz yiyebileceğinize inanmadık ve aramızda da bahse girdik, o yüzden sizi izledik." Bu sefer şaşırma sırası bendeydi;
- "İyi de, bu biberler her yerde var, benim yiyemeyeceğimi düşünmenizin sebebi ne ki?"
- "Yoo..." dedi aşçıbaşı, "mesele sadece acı biber değil."
- "Eee, ne peki?"
- "Bizim garson arkadaşımız size özel bir zeytinyağı getireceğini, dolayısıyla yemeğinize ayrıca acı biber atmanıza gerek olmadığını ısrarla size anlatmış ama siz yine biber de istemişsiniz."
- "Nasıl yani? dedim, "özel zeytinyağından kastınız ne ki?"
 
İşte o zaman sözün bittiği andı benim için, aşçıbaşı masada duran zeytinyağı şişesini ters çevirince gördüm ki, şişenin dibinde o pul biberlerden en az üç parmak kalınlığında biber varmış. Yani bırakın benim gibi tabağa boca etmeyi, insanlar birkaç damla damlatınca bile yeterli acılığı verirmiş... :(
 
Amaaan neyse, sonuçta o İtalyanlara biz Türklerin acılı zeytinyağının üstüne de acı biber atarak yiyebileceğini göstermiş oldum. :) O zamanlar yoktu ama artık Türkiye'de de acılı, limonlu, portakallı ve daha ne çeşitli zeytinyağlarımız var hamdolsun. :)
 
Haa, bir de aşçıbaşına şunu sordum,
- "Peki sen bahiste beni tutmuş muydun?"
- "Yok" dedi, "ben kaybedenlerden oldum, şimdi mutfağa gidince 10 Euro vereceğim" :)
 
Bir başka İtalya seyahatimde ise Brescia'daki dostlarım Garda Gölü kıyısında bir akşam yemeğine davet etmişlerdi. Daha siparişleri bile almadan masaya küçücük bir tabakta siyah zeytin ve ekmek getirdiler. Masada zaten küçük bir şişe zeytinyağı demirbaş gibi duruyordu. :) Garsondan boş bir tabak, limon ve pul biber rica ettim ve masadaki zeytini o tabağa boşaltıp, zeytinyağı, limon ve acı biberli bir sosa yatırdım. Sonra da tabağı ortaya sürüp herkesi buyur ettim.
 
Zaten hazırlarken beni şaşkınlıkla izleyen dostlarım, davetimi kibarca reddettiler. Canıma minnetti, çünkü zeytin çok azdı :) ben de başladım ekmeğimi o sosa batırıp yemeye. Derken yanımdaki İtalyan çok merak ettiğini söyleyerek bir lokma ekmeği sosa batırdı ve bir de zeytin aldı. İki saniye sonra aralarında başlayan hararetli konuşmayı tabii ki anlamadım çünkü İtalyanca idi ama konunun ben ve hazırladığım sos olduğunu hemen anladım çünkü aynı garson masaya üç kere daha zeytin ve sos malzemesi servisi yaptı. :)
 
O günden bugüne 13 yıl geçti, hala daha o sosu hazırlayıp yediklerini ve adını da Türk sosu koyduklarını söylüyorlar. :)
 
Bu hatıram ise 4 yıldır yaşamakta olduğum Çin'den. Wuxi kentindeki Tai Gölü'nün kıyısında faaliyet gösteren Sheraton Oteli, kahvaltıda hem siyah hem de yeşil zeytin ikram eden ilk otel olduğu için beni çok etkilemişti. Bir akşam yemeğine davet ettiğim Çinli dostlarım ısrarla bir balığı tavsiye ettiler, sadece Tai Gölü'nde yaşayan bu balık çok meşhurmuş.
 
Bir Egeli olarak deniz balığı değil de bir göl balığı yemeyi tercih edemezdim ama misafirlerimi kırmamak için "peki" dedim. Aman Allahım! göl balığı dedikleri, iri ama bayağı iri bir Levrek gibi bembeyaz lop etli bir balıktı ve lezzeti de inanılmaz güzeldi. Tek bir sorun vardı, o güzelim balığı perişan eden tatlı bir sosla pişirilmişti. Hemen zeytinyağı, limon ve tuz istedim, bir yandan da balığı üzerindeki tüm soslardan ayıklayıp temiz bir tabağa aktarmaya başladım.
 
Garson elinde bir limon, bir de tuz tabağıyla geldi (çünkü Çin'deki masalarda tuzluk bulunmaz), fakat zeytinyağı yokmuş dedi. Ona dedim ki;
- "Şimdi mutfağa git, aşçıbaşına selam söyle, kahvaltıda iki çeşit zeytin ikram eden bir otelde zeytinyağının olmaması mümkün değil, ben istiyorum."
 
Biraz sonra ne oldu biliyor musunuz? Aşçıbaşı elinde bir şişe zeytinyağı ile masamıza geldi ve dedi ki;
- "İki yıldır bu otelde çalışıyorum ve ilk kez zeytinyağı talep eden bir müşteri ile karşılaşıyorum. Çinliler tanımadığı için talep de etmiyorlar ama ben kendim için yaptığım tüm yemeklerimde ve salatalarımda sadece zeytinyağı kullandığım için, size kendi şişemi getirdim." O anki mutluluğumu tarif etmek bile imkansız, sadece teşekkür etmekle kalmamış, için talep de etmiyorlar ama ben kendim için yaptığım tüm yemeklerimde ve salatalarımda sadece zeytinyağı kullandığım için, size kendi şişemi getirdim." O anki mutluluğumu tarif etmek bile imkansız, sadece teşekkür etmekle kalmamış, itirazına rağmen aşçıbaşına mutfağın kapısına kadar refakat etmiştim.
 
Sonra, masadaki Çinli dostlarımın şaşkın bakışları arasında hemen balığımın üzerine zeytinyağı döktüm, limon sıktım ve tuz ektim. Tabii önce kibarca onları da davet ettim ama beklediğim gibi hem gözleri, hem yüz ifadeleri hem de elleriyle keskin bir şekilde almayacaklarını söylediler.
 
Benim ki de işti yani, Çinliden bir balığın üzerine döktüğüm o üç yabancı (!) maddeyi yemesini beklemek abesle iştigaldi.:) Ama kafaya koymuştum bir kere, hele o kadar mücadele ve aşçıbaşının jestinden sonra onlar yüzlerini istedikleri kadar ekşitseler de o balığın tadına bakacaklardı.
 
Baktılar da... Peki, ne mi oldu? Ne olacak? o üç Çinli aradan geçen üç yılda en azından 30 Çinli'ye o balığın benim sosumla da çok lezzetli olduğunu uygulamalı olarak anlatmışlar ve anlatmaya da devam edecekler.
 
Aşağıdaki önceki ofis tabelamızda göreceğiniz gibi Çinlilere şu mesajı vermeye çalışıyoruz;
"Türk zeytinyağı sağlık ve güzellik katar."
Ziyaretimize gelen pek çok Çinli hanımefendinin, armağan olarak verdiğimiz 50cc'lik zeytinyağı şişelerini hemen açıp, yüzlerine sürdüğüne defalarca şahit olmanın mutluluğunu yaşadım. :)

Bugün başlayan Ramazan-ı Şerifiniz mübarek, yaşamınız sağlıklı, mutlu, başarılı ve bol zeytinyağlı olsun inşallah.
 
Shanghai'dan selam ve sevgiler.
 
Zafer KARADAĞ
gsm: +86-131-2753 7434

 


BİR MUSİBET, BİN NASİHATTAN İYİDİR

Öncelikle, yeni yılınızı içtenlikle kutluyor, zeytinin simgelediği barış, sağlık ve mutluluğun 2008 yılında hepimizin yaşamına ve Ülkemizin makus talihine damgasını vurmasını diliyorum.

Son günlerde zeytinyağı sektöründe yaşanan “ithal zeytinyağına izin verilmeli mi, verilmemeli mi?” tartışmasına, ben de başka bir açış açısı ile katılmak istiyorum.

Madem ki, Türkiye'deki zeytinyağı fiyatları yüksek kaldığı için ihraç pazarlarımızda sıkıntı yaşıyoruz, o halde ivedilikle ihracat stratejimizi gözden geçirmemiz gerek.

Yoksa, “Avrupa’daki ucuz zeytinyağı avantajını Türk ihracatçısının da kullanması gerektiğini” savunananlarla, “elimizde onbinlerce ton zeytinyağı stoğu varken bir de dışarıdan zeytinyağı satın almayı, vatan hainliği ile eşdeğer tutanların” çekişmesi, sektörün derinden yaralanarak, adeta kutuplaşmasına yol açacağa benziyor.

Kimbilir, fiyatlarımızın yüksek olması şeklinde tezahür eden bu musibet, bize yıllarca anlatılacak binlerce nasihatten daha faydalı bir fırsat sunuyordur da, sektörümüz henüz bunun bilincinde değildir.

Malumunuz, zaman ve zeminin elverişli olduğu her fırsatta ihracatçılarımıza sesleniyor ve Çin'de yıldızı her geçen gün daha fazla parlayan, “zeytinyağı pazarına” dikkat çekmeye çalışıyorum.

Şimdi de, 12.000 km. ötedeki bu devasa pazara 14 saat uçmadan da gitmenizi, böylece pazar hakkında önemli fikirler edinmenizi sağlamaya çalışacağım.

Dilerim sunduğum bu naçizane bilgileri hak ettiği şekilde değerlendirir ve bir an önce Türkiyem’in ihracatına daha fazla katkıda bulunmaya başlarsınız.

Eğer Çin’deki ve Pasifik Ülkelerindeki dökme zeytinyağı alıcılarına ve aracı firmalara fiyat beğendiremiyorsak, o zaman biz de onları aradan kaldıracak ve raflara hatta tüketicilere doğrudan ulaşmamızı sağlayacak yeni satış politikaları geliştirmeliyiz.

Örneğin, 1,3 milyar insanın yaşadığı devasa Çin pazarına bir göz atalım.

Aşağıdaki fotoğrafı Çin'deki süpermarket zincirlerinden birinde çektik.

 News

Raftaki fiyat etiketleri, aracı firmalara en iyi fiyatı verdiğinizde bile engelleyemediğiniz ağlamalarında, aslında hiç de haklı olmadıklarını gayet net bir şekilde anlatmaktadır.

Fotoğraftaki markaları, ambalaj şeklini ve tabii içindeki zeytinyağı cinsini; Çin parası RMB, Amerikan Doları ve Yeni Türk Lirası bazındaki fiyatları ile birlikte aşağıdaki tabloda bilginize sunuyorum.

PERAKENDE FİYAT TABLOSU

Marka

Cinsi

Litre

Ambalaj

RMB

USD

YTL

Minerva

Extra Virgin

0,25

cam

43.99

6,03

7,20

Olierolia

Virgin

0,25

cam

32.99

4,52

5,40

Ybarra

Virgin

0,25

cam

31.99

4,38

5,25

Mueloliva

Virgin

0,25

cam

29.99

4,11

4,95

Colline del Casate

Extra Virgin

0,50

cam

66.99

9,18

11,00

Bertolli

Virgin

0,50

cam

65.99

9,04

10,85

Coosur

Virgin

0,50

cam

48.99

6,71

8,05

Minerva

Extra Virgin

0,75

cam

92.99

12,74

15,30

Bertolli

Virgin

0,75

cam

82.99

11,37

13,65

Pietro Coricelli

Virgin

1,00

cam

96.99

13,29

15,95

Fragata

Extra Virgin

1,00

cam

85,00

11,64

13,95

La Espanalo

Virgin

1,00

cam

79.99

10,96

13,15

Monini

Virgin

1,00

cam

76.99

10,55

12,65

Minerva

Virgin

3,00

plastik

242,00

33,15

39,80

Carapelli

Virgin

5,00

plastik

439,00

60,14

72,15

Metro

Extra Virgin

5,00

teneke

369,00

50,55

60,65

4 yıldır Çin'de yaşayan bir Egeli ihracatçı ve zeytinyağı sevdalısı olarak, bu devasa ülkede yaratacağım bir zeytinyağı başarı hikayesi olduğuna tüm kalbimle inanıyorum.

Çin'deki zeytinyağı pazarında bir Türk markası ile “1 NUMARA olmak”, benim şirketim yani Shanghai Karya International Trading Co. Ltd. için hayal değil bir hedeftir.

Hazır olduğumuzda yani doğru zamanda, doğru ürün ve üreticiyi bulduğumuzda bu hedefe doğru yürümeye başlayacağız ve Allah'ın izniyle bunu gerçekleştireceğiz de.

Dezavantaj gibi gösterilmeye çalışılan, Türk markalarının yeterince bilinen markalar olmadığı yolundaki iddialar için de şunu söylemek istiyorum.

Fotoğrafta görür görmez tanıdığınız bazı ünlü markalar mutlaka olmuştur. Ama biliyor musunuz, Çin halkında henüz bir marka bilinci oluşmadığı için, tüketicilerin gözünde o markalar ile Türk markaları arasında sandığınız kadar fark yoktur ve bu bizim açımızdan çok büyük bir avantajdır.

Bu iddiamı destekleyen bir başka ülke örneği ile satırlarıma son vermek iztiyorum,

Bazı Türk markalarının Rusya’da yarattıkları ve bize gurur veren başarı öyküleri vardır.

Örneğin, temizlik ürünlerinde “Evyap”, blue jean deyince “Colin's”, alışveriş merkezi işinde “RamStore” ve inşaat denildiğinde “Enka” Rusların aklına gelen ilk markalar olmayı başarmışlardır (ki, hepsi de kendi kulvarında dünya devleriyle kıyasıya rekabet etmektedirler).

Emir demiri keser mi? keseeer! Yeni DİR (Dahilde İşleme Rejimi) açıklandığına ve zeytinyağı ithaline izin verilmeyeceği anlaşıldığına göre artık bu kısır tartışmaya bir son vermeli ve elimizdeki imkanları en iyi şekilde nasıl değerlendirebileceğimize bakmalıyız.

Rusya’da olduğu gibi, Çin’de de başarılı Türk markaları görmek için yanıp tutuşuyoruz, onlardan biri de neden siz olmayasınız? (İstanbul, 1 Ocak, 2008)

Zafer KARADAG

Chairman

Shanghai KARYA International Trading Co. Ltd.

1880, Longyang Road, The City Garden 18/302

Pudong - Shanghai 201204 CHINA

www.KARYA.biz

www.HARCLIK.net

zafer@karya.biz

zaferkaradag@gmail.com

zafer_karadag@hotmail.com (msn)

skype : zaferkaradag

gsm: +86-131-2753 7434 (Shanghai-China)

gsm: +90-532-468 2727 (Istanbul-Turkiye)

 

 

NewsOur homeland, Turkiye connects Asia to Europe.

 


TALİHSİZ BİR REKLAM FİLMİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Dün akşam televizyonda izlediğim bir reklem filminin, dolaylı da olsa, ihracatımıza zarar vereceğini düşündüğüm için, idealist bir ihracatçı olmamın yüklediği bir sorumlulukla, görüşümü sizlerle paylaşmak istedim.
 
Asıl hedefim, her hangi bir ürün ya da reklamına karşı olmak değil, Türkiye'nin ihracatına zarar verebilecek her türlü duruş ve davranışlardan uzak durmamızın önemine dikkatinizi çekmektir.
 
İzninizle konuyu en baştan ele alacağım.
 
Yaklaşık 3,5 yıl önce, "Çin bir tehdit değil, Türk ihracatçıları için bir fırsatlar ülkesidir" diye haykırmaya başladım ve taşın altına elimi bile değil, adeta başımı koyarak ailemle birlikte Çin'e yerleştim.
 
Başlangıçta beni hayalperest bulan ve "Sen bizimle dalga mı geçiyorsun? Zaten Çin'de herşey çok ucuz, biz onlara nasıl mal satabiliriz ki!" diye tepki gösteren firmalara dil dökmekten yorulurdum ancak hamdolsun ki sayıları hızla azalıyor.
 
Yayınlanan makalelerim, davet edildiğim panellerde yaptığım konuşmalarım, gazetecilere verdiğim röportajlarım ve internette yayınlanan uyarıcı yazılarımdan sonra bana ulaşan firmalardan aldığım teşekkür mesajlarının sayısı şimdiden 100'ü aştı (ki, bu mesajlar benim 3,5 yıllık yorgunluğumu bir çırpıda silip atmaya yetmiştir).
 
Duygu ve düşüncelerini samimi bir şekilde dile getiren o kişi ve kuruluşlar, beni okumadan (ya da dinlemeden) önce Çin'e ihracatı ya hiç düşünmediklerini veya yapabileceklerine inanmadıklarını fakat benim bilgilendirmem ve cesaretlendirmemden sonra bakış açılarının değiştiğini söylüyorlar.
 
Şimdi o firmalardan bazıları ihracata başladılar, bazıları pazara giriş çalışması yapıyorlar ve bazıları da proje hazırlıyorlar, hatta Çin'de kendi şirketlerini kurmak için girişimde bulunanlar bile var.
 
Dünyanın en büyük serbest bölgesi olan Shanghai Serbest Bölgesi'ndeki %100 Türk sermayeli ilk şirket olarak kurduğum Karya'nın, şimdi de İstanbul'da bir dış ticaret ve danışmanlık ofisini açıyorum, inşallah bundan böyle çok daha fazla sayıda ihracat firmamıza Çin pazarı hakkında danışmanlık hizmeti verebileceğiz.
 
Geçmişte, daha doğrusu 1999'daki o zalim Marmara Depremi'nden sonra ortaya çıkan ve Ege'de esmeye başlayan dostluk rüzgarının gücünü arkama alarak, Yunanistan pazarındaki ihracat payımızın artması için de, başlangıçta yine makalelerim, konuşmalarım ve yazılarımla, sonra da şahsi ihracat çalışmalarımla yürüttüğüm naçizane çabalarım olmuştu (bu konudaki eski makalelerimi www.harclik.net adresindeki arşivimde okuyabilirsiniz).
 
O günlerde de beni hayalperest bulanlar olmuştu, ama bir Muğlalı olarak, 5 kulaç uzağımızdaki o, satınalma gücü yüksek adalarda 5. kalite Bulgar malları bile satılırken, Türk ürünlerinin satılamamasından duyduğum hırsla çabaladım ve ihracatçılarımızın dikkatini Yunan pazarına çekmeye çalıştım.
 
Oldum olasıya Türk mallarına karşı tepkili olan, bu nedenle de sadece 200 milyon Dolar'lık bir dış ticaret hacmine sahip olduğumuz Yunan pazarı, birkaç yıl içinde 2 milyar Dolar'ı aştı. Benim gibi düşünen ve taşın altına elini koyan ihracatçılarımızın tetiklediği bu başarılı tablonun ortaya çıkmasından büyük bir gurur duymuştum, inşallah şimdi de Çin pazarında aynı mutluluğu yaşayacağım. 
 
Geçtiğimiz günlerde Çin Ticaret Bakan Yardımcısı'ndan bizzat duyduğum; "Çin'in Türkiye'den yapmakta olduğu ithalatın artış hızı %80'i buldu" şeklindeki açıklamanın beni ne kadar mutlu ettiğini kelimelerle ifade edemem.
 
22 yıldır, Türkiye'nin geleceği açısından ihracatın en önemli argümanlardan biri olduğuna inanan, savunan ve katkıda bulunmaya çalışan bir iş adamı olarak, Ülkemizin ihracat artış hızının %25'i aşan oranlarda seyretmesini gururla izliyorum ve bu tablonun oluşmasında emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyorum.
 
Bu pencereden bakınca da, neredeyse Türkiye'nin yıllık ihracat artışının 3 katından daha fazla bir artış yakaladığımız bu devasa Çin pazarında, henüz yolun başında bulunduğumuzun ve daha katedeceğimiz çok mesafemizin olduğunun da bilincindeyim.
 
"İhracatçılarımızın yaptıkları, yapacaklarının teminatıdır" ve hiç kuşkum yok ki, bu yıl ilk kez milyar Dolar ihracat seviyesini yakalayacağımız Çin'e, kısa vadede 5 milyar Dolar'ı, orta vadede ise 20 milyar Dolar'ı aşan seviyelerde ihracat yapabiliriz.
 
Ancak, geçmişte şahit olduğumuz bazı hataların bedelini hala ödemekte olduğumuzu unutmadan ve yeni hatalara izin vermemek koşuluyla...
 
Örneğin, geçtiğimiz yıllarda Ankara Ticaret Odası Başkanı'nın, ucuz ve tabii ki kalitesiz Çin mallarını kırarak ya da yakarak TV kameraları karşısında yaptığı popülist ve ucuz şovların, "Çin tehditi" eksenli bazı haksız karalama kampanyalarının, Çinli alıcıların gözünde Türk mallarına karşı bir soğukluk yarattığına bizzat yerinde şahit olmuş bir ihracatçıyım.
 
Oysa, o kalitesiz ürünler buraya kendi kendilerine gelmediğine göre, ithal ederek milli serveti heba eden sorumsuz, aç gözlü kasaba tüccarlarının ve ithalata izin veren gümrük mevzuatının da sorgulanması gerekirdi.
 
Bugün Çin'de, 30.000 RMB yani 4.000 Dolar'a da bir araba alabilirsiniz , 750.000 RMB yani 100.000 Dolar'a da... Ve ikisine de gayet rahatlıkla plaka çıkartıp trafikte boy gösterebilirsiniz. Ama 4.000 Dolar'lık o arabayı Türkiye'ye ithal edemezsiniz. Neden? Çünkü CEE yani Avrupa Birliği standartlarına uygun değildir.
 
Mercedes, BMW, Ford, VW, Toyota ve Hyundai, Çin'de üretim yapmakta olan saygın markalardan sadece bazılarıdır ve Airbus'ın da uçak fabrikası kurmakta olduğu bir ülkeden bahsediyoruz.
 
Şimdi elinizi vicdanınıza koyun ve söyleyin bakalım; sadece etiketinde "Made in China" yazdığı için herhangi bir ürünü karalayabilir misiniz?
 
Eğer, başlangıçtaki furyada ithal edilen o ucuz Çin mallarına da aynı hassasiyet gösterilseydi ve TUV, CE, TSE gibi standartlar aransaydı, bilinçsiz tüketicimiz de, dolayısıyla milli servetimiz de korunmuş olurdu, yoksa Çinliler o kalitesiz malları satın alan ithalatçılarımızın kafasına silah dayayıp ta zorla satmadılar.
 
Öte yandan, sırf üzerinde "Made in China" yazıyor diye, gümrüklerimizde kırmızı bölgelere çekilen Çin malları nedeniyle, üreticilerinin çıkarttığı abartılı gürültülerin Çin medyasında ve dolayısıyla Pekin'deki Ticaret Bakanlığı çevrelerinde yankı ve taraftar bulduğu bir gerçektir.
 
Dolayısıyla Çin gümrüklerinde Türk ürünlerinin ithaline karşı çıkartılan zorlukların, alıcıların yeni siparişleri için farklı ülkelere yöneldiği de bir başka gerçektir.
 
Eğer bu ve benzeri hatalar yapılmasaydı, lütfen samimiyetime inanın, Çin'e ihracatımız çoktan 1 milyar Dolar'ı aşmıştı.
 
Gelelim sözünü ettiğim reklam filmine...
 
UFO markalı infrared ısıtıcıların tanıtıldığı reklam filminde, kendi kalitelerini övmekle yetinmeyip, Çin'den ve uzakdoğudan gelen tüm benzerlerinin kalitesiz ve taklit olduğunu vurgulayan firma yetkililerinin mutlaka uyarılması gerektiğine inanıyorum.
 
Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanımız Sayın Kürşad Tüzmen'in Çinli meslektaşıyla bir yıl içinde 3 kez biraya geldiği bu tarihi sürecin, Türk ihracatçılarımız için son derece önemli bir fırsat olduğuna inandığım için, bu reklam filminin derhal yayından kaldırılması gerektiğini düşünüyorum.
 
Kasdını aşmayan yeni bir reklam filmi hazırlamak, herşey bir yana, o firma yetkililerinin vatandaşlık görevidir ve böyle güzel bir ürünü satmak için rakiplerini kötülemek gibi bir ucuzculuğa ihtiyaç duymamaları gerekir.
 
Bu ve benzeri reklam filmlerinin iki ülke arasında, binlerce yıldır süregelen ve daha da gelişmekte olan ekonomik ve sosyal ilişkileri zedelemesi kaçınılmazdır, bu da ihracatçılarımız için son derece olumsuz bir gelecek yaratacaktır.
 
Çünkü inancım odur ki, ihracat yapmak istediğimiz bir ülkede ne kadar güçlü, güvenilir ve sevilen bir Türkiye imajı varsa, o pazara girişimiz de o kadar kolay, aynı oranda kalıcılığımız da mümkün olur.
 
Malumunuz, ülkemizde yaşayan ya da sık sık gelip giden Çin vatandaşlarının sayısı hızla artıyor, dolayısıyla onların bu reklam filminden duyacakları olumsuz hissiyatı ülkelerine yansıtacaklarını bilmek için müneccim olmaya gerek yok.
 
Yunanistan pazarına girmek çok zordu, çünkü kaliteniz ne kadar yüksek, fiyatınız da ne kadar düşük olursa olsun, Türk mallarını alan, satan ve kullananlara karşı ciddi tepkiler veren bir mahalle tepkisi (!) ile mücadele etmemiz gerekiyordu.
 
Ne mutlu ki, Çin'de ne biz Türklere karşı, ne de Türk ürünlerine karşı böyle bir olumsuzluk söz konusu değil, asla da doğmaması için adımlarımıza çok dikkat etmeliyiz.
 
Bir ihracatçı gözüyle, Çin pazarına neredeyse herşeyi satabileceğimize inandığım için, hep şu örneği veriyorum; "Çinlilere Tosya pirinci bile satabilirsiniz, tabii doğru bir planlama ve yol haritası yapmak şartıyla."
 
Peki sadece Tosya pirincini mi ihraç edeceğiz? Tabii ki hayır; Adana pamuğunu, Adapazarı Hereke halısını, Adıyaman Nemrut heykellerini, Afyon sucuğunu, Akhisar zeytinini, Amasya kapısını, Ankara sanayi makinesini, Antalya domates fidanını, Ayvalık zeytinyağını, Aydın incirini, Balıkesir derisini, Bartın kirecini, Bitlis tütününü, Bolu tavuğunu, Burdur sodasını, Bursa otomobilini, Çanakkale tarihini, Çorum yumurtasını, Denizli bornozunu, Dilovası çeliğini, Diyarbakır surlarını, Edirne beyaz peynirini, Elazığ mermerini, Erzurum Palandöken kayağını, Eskişehir bisküvisini, Isparta gül suyunu, İstanbul konfeksiyonunu, İzmit kimyasalını, İzmir tulum peynirini, Gaziantep çikolatasını, Giresun fındığını, Hatay din turizmini, Karabük demirini, Karaman gofretini, Kars kaşar peynirini, Kastamonu suntasını, Kayseri mobilyasını, Kilis mercimeğini, Konya yedekparçasını, Kütahya çinisini, Malatya kayısısını, Manisa kuru üzümünü, Mardin linterini, Samsun mutfağını, Muğla balını, Nevşehir Peribacalarını, Niğde borunu, Osmaniye fıstığını, Rize çayını, Mersin cezeryesini, Tokat asma yaprağını, Trakya ayçiçek yağını, Tunceli Ovacık fasulyesini, Sinop travertenini, Sivas grafitini, Şanlıurfa biberini, Uşak battaniyesini, Van kilimini, Yalova çiçeğini, Yozgat birasını, Zonguldak boksitini ve diğer binlerce ihraç ürünümüzü de Çinlilere satabilirsiniz, lütfen buna inanın ve bir an önce Çin'de başarılı olmanın yollarını öğrenmeye başlayın, ilk dersiniz de sabır olsun.
 
Bir ihracatçı ve Türk-Çin Ticaret Odası Derneği'nin Eş Başkanı olarak, talihsiz bir reklam filmi karşısında hissettiğim bu hassasiyeti anlayışla karşılayacağınızı umut ediyor, başarılı çalışmalarınızın ve Ülkemizin ihracatının artarak sürmesini içtenlikle diliyorum.
 
Saygı ve sevgilerimle.
 

 

 

Zafer KARADAG

Chairman

Shanghai KARYA International Trading Co. Ltd.

1880, Longyang Road, The City Garden 18/302

Pudong - Shanghai 201204 CHINA

zafer@karya.biz

www.KARYA.biz

www.HARCLIK.net

tel  : +86-21-5042 2420

gsm: +86-131-2753 7434 (China)

gsm: +90-532-468 2727 (Turkiye)

 

 News

 

Our homeland, Turkiye connects Asia to Europe.

 

 


 

MÜJDE!

 

AVRUPALININ UYDURDUĞU “BARBAR TÜRKLER” SAFSATASI BİTTİ, “KÜRESEL ISINMAYI DURDURAN MUHTEŞEM TÜRKLER” DEVRİ BAŞLIYOR!

 

Büyük Atatürk’ün hedef gösterdiği “Çağdaş Uygarlıklar”a ulaşmakla kalmadık, bir nebze de olsa aştık ta, hem de tüm ulusların önüne geçerek. Artık Türkiyemiz de “Teknoloji İhraç Eden Ülkeler”den biri olarak anılacaktır.

 

Amerika’da yaşayan Türk bilim adamı sayın Aziz Kemal Burkay’ın (President & Director of Scientific Research and Development, 2567 Tree Ridge Lane. Orlando FL. 32817 USA, Phone: +1- 407- 671 6708  -  Cell: +1-407-797 2622, president@qdsciences.com & qdenergyusa@yahoo.com - www.qdsciences.com) muhteşem bir buluşu olan “QDS – Air Pollution Control Mega Technology” (Hava Kirliliğini Önleme ve Baca Gazlarını Filtreleme İleri Teknolojisi) sayesinde Türkiye, İnsanlık Tarihi’ne adını altın harflerle yazdıracak.

 

USA / EPA (Environment Protection Agent) yani Amerikan Çevre Koruma Kuruluşu’nun deneme fabrikamızda (pilot plant) gözlemci olarak görevlendirdiği ve Çevre Bilimine hizmet eden yüze yakın bilim adamının hayranlık ve takdir duygularını kazanan QDS Teknolojisi, önümüzdeki yılın Nobel Teknoloji Ödülü’ne aday gösterilmektedir.

 

Bu ileri teknolojide kullanılacak ekipman ve malzemeleri Muğla’da üreterek, Türkiye’den tüm Dünyaya milyarlarca Dolar’lık ihracat yapmayı hedefleyen QDS Inc. tüm Uluslararası patent haklarını güvence altına aldığı bu devasa proje ile Ülkemizin kazanacağı bilimsel-teknolojik kariyer ve itibarın büyüklüğünün farkındadır ve bu sorumluluğu gururla üstlenmektedir.

 

Cumhuriyetimiz’in 100. yılını kutlayacağımız 2023’te yıllık ihracatının 500 milyar Dolar olmasını hedefleyen Türkiyemiz’in, bu hedefine çok daha önce ulaşmasını sağlayacak kadar önemli bir QDS ihracatı gerçekleştireceğimize yürekten inanıyoruz.

 

Malumunuz, son günlerde iyice ayyuka çıkan “Küresel Isınma” çığlıklarını sağır sultan bile duydu. Küresel ısınmaya neden olan temel gerekçenin kontrolsüzce atmosfere salınan karbondioksit ve diğer zehirli gazlar olduğunu ise ilkokul öğrencileri bile telafuz ediyor artık…

 

Dünya kamuoyununu bilinçlendirmeyi amaçlayan ve geçtiğimiz günlerde sinemalarda fırtına gibi esen “Uygunsuz Gerçek” adlı küresel ısınma konulu filmle Oskar ödülü kazanan Amerika’nın eski başkan yardımcısı Al Gore, bizim projemizin gönüllü danışmanlığını yürütüyor.

 

Şimdi, sizi Ülkemizin sadece iki güzel köşesinden yükselen feryatlara kulak vermeye davet ediyorum. Yatağan Termik Santralı’nın Yatağanım’a ettikleri dünyanın bile diline düştü, çevresindeki sanayi tesislerinin bacalarından çıkan zehirli gazlar yüzünden “kişi başına düşen kanser” oranıyla Türkiye birincisi olan Dilovası Halkı ise feryat ediyor; “ölüyoruz!” diye…

 

Varın; Denizli’yi, Kocaeli’ni, Bursa’yı, Eskişehir’i, Çorum’u, Gaziantep’i, Mersin’i, Konya’yı, Kayseri’yi, Bolu’yu, Samsun’u, Erzurum’u, Aliağa’yı, Soma’yı, Elbistan’ı, Çerkezköy’ü, Bozüyük’ü ve çevre faciasının adım adım yaklaşmakta olduğu diğer kurbanlık kentlerin halini siz düşünün…

 

Çaresizlik neyse ama bilinçsizlik ve israfa tahammül etmek mümkün değil! Neden mi? Bir işadamımız övünüyor; “biz çevreye duyarlı bir firmayız, bu yüzden 35 milyon Dolar harcadık ve fabrikamızın bacasına filtre sistemi taktırdık” diye… Ancak taktırdığı filtre sistemine bakınca gördüğümüz sistem sadece bir toz tutucudan ibaret! Bacadan çıkan gazların çevre halkı üzerindeki olumsuz etkisine çare olması mümkün değil…

 

Avrupa Birliği’ne uyum yasaları çerçevesinde çıkartılması gereken 100’den fazla yeni yönetmelik var ancak sürekli erteleniyor. Çünkü Devlete ve özel sektöre ait sanayi kuruluşları çevre teknolojilerine yatırım yapmaya pek te hevesli (!) değiller. Ortada yasal bir zorunluluk olmadığı için de, sadece tozları tutarak çevreyi koruyormuş ve toplum sağlığına hizmet ediyormuş gibi görünmekle yetiniyorlar.

 

Aynı şey Muğla’da da karşımıza çıkıyor. 3 termik santrale ev sahipliği yapmakta olan benim canım Memleketim’de; Yatağan için 78 milyon Dolar, Yeniköy için 51 milyon Dolar ve Kemerköy (ya da kamuoyundaki adıyla Gökova) Termik Santralı için de 84 milyon Dolar olmak üzere tam 213 milyon Dolar harcanarak filtre sistemleri satın alınmış.

 

Yani, aslında Devlet babalığını yapmak istemiş ve kesenin de ağzını açmış, Allah için aksini söylemek nankörlük olur, ancak sık sık manşetlere konu olduğu için basından da izlediğiniz gibi, Yatağanlım hala ölmeye, ekonomik, ekolojik, sosyolojik ve diğer çevresel sorunlarla boğuşmaya devam ediyor! Neden? Çünkü filtre sistemi çalışmıyor, arızalı!

 

Pekiii… Arıza giderilince ne olacak sanıyorsunuz? Halkın sağlığı düzelip, rengi değişen doğa yine eskisi gibi yeşerecek ve küresel ısınmaya katkısı bitecek mi dersiniz? Nerdeee… Eğer filtre tamir edilirse, bacadan çıkan zehirli atıklardan sadece ve sadece sülfür (kükürt) tutulacak ki onun da sadece %70’i tutulurken %30’u yine Yatağan’ın üzerine yağmaya devam edecek!

 

Aşağıdaki fotoğraftan da anlaşılacağı üzere Yatağan’da tüm baca gazlarını filtre eden bir sistem değil, sıradan bir kükürt arıtma tesisi vardır. Ülkemizdeki termik santrallerin bazılarında bu ilkel filtre var olmakla birlikte, diğerlerinde bu bile maalesef henüz kurulmamıştır.

 

Yani dünyadaki tüm termik santrallerde olduğu gibi, enerji üretimi sırasında oluşan ve bacadan çıkan; CO, CO2, SO, SO2, NOx, Mercury, Hydrogen Fluoride (HF), Phosphor (P), lead, SnO 2 micro crystals, (Cl2), Vinyl Chloride (C2H 3Cl), Volatile Organic Compounds (VOC), Particulate Matter, Odor, vs… gibi zehirli gazlar ise havaya karışmaya devam etmektedir.

 

İnsan sağlığını tehdit eden, hatta kansere davetiye çıkaran ve aşırı ölçüde çevre kirliliğine neden olan bu zehirli gazlar, aynı zamanda atmosferde sera etkisi yaratarak küresel ısınmaya da yol açmaktadır.

 

QDS Teknolojisi; aşağıdaki resmi test sonuçlarında da görüldüğü gibi, gözle görülen ve görülemeyen bu gazları ve tozları %100’e varan oranlarda filtre etmekte, böylece insanlığa ve atmosfere olan zararlı etkilerini ortadan kaldırarak, kendi çapında hava kirliğini önlemeyi ve küresel ısınmayı durdurmayı amaçlamaktadır.

 

USA/EPA Resmi Test Sonuçları (Stack Test EPA certified Coastal Air Consulting Inc.)

“Particulate” için kesin sonuç         1. deneme %99.1              2. deneme %99.1

“SO2” için kesin sonuç                 1. deneme %99.5              2. deneme %100

“SO3” için kesin sonuç                 1. deneme %99.1              2. deneme %99.1

“NOx” için kesin sonuç                 1. deneme %75.1              2. deneme %75.1

“CO”   için kesin sonuç                 1. deneme %78.9              2. deneme %83.3

“CO2” için kesin sonuç                 1. deneme %70.7              2. deneme %68.8

“Mercury” için kesin sonuç            1. deneme %98.7              2. deneme %98.7

 

Deneme fabrikamızın (pilot plant) gaz çıkış yüksekliği 6 metre idi, eğer Yatağan Termik Santrali’ndeki gibi 120 metrelik baca bile değil sadece 40 metre yüksekliğinde bir çıkışımız olsaydı, CO, CO2 ve NOx de %100’e yaklaşırdı.

 

QDS Teknolojisi, kendi içinde dahi birkaç devrimi birden gerçekleştirmektedir. Şöyle ki;

 

1- Önce yukarıda sıraladığım gazların tamamını %100’e varan oranlarda yakalamaktadır ki, yalnızca SO2, SO3 ve Mercury’nin %100’e çok yakın tutulma oranı bile kendi başına bilimde bir devrim niteliğinde olmasına rağmen, raporda belirtilen diğer değerlerin de %100 filtre edilme verimine ulaştırılması yönündeki çalışmalar QDS Inc. bünyesinde devam ettirilmektedir.

 

2- Sonra bir başka mucizeye daha imza atarak, sayın Burkay Hocamız’ın “QX” adını verdiği özel bir sıvıdan geçirdiğimiz bu zehirli gazları, sistemimiz içinde önce katı hale çevirip, sonra da fosfat ilavesiyle “organik gübre”ye dönüştürerek tekrar ekonomiye kazandırıyoruz.

 

3- Ve bir başka mucize daha; “QX” ile hapsettiğimiz CO2 (Karbondioksit)’i geri alarak yeniden sanayide kullanıma sunabiliyoruz ki bu bile başlı başına bilimsel bir devrimdir. Yakında Kanada’da kurmaya başlayacağımız bir tesisten elde edeceğimiz CO2, aynı firmaya ait binlerce dönüm serada, sebze üretiminin verimini artırmada kullanılacaktır. Oysa bizim gönlümüz kendi çiftçimizin seralarında CO2 kullanarak 3 – 5 kat üretim artışı sağlamasını arzu etmektedir.

 

4- Yatağan Termik Santralı’ndaki sülfür arıtma tesisinin her bir ton kömür yakılması karşılığında ortaya çıkardığı işletme gideri 6 Dolar civarındadır, oysa QDS Teknolojisi kullanılması durumunda, hem de tüm gazları tutmak kaydıyla, işletme gideri 1 (bir) Dolar’ın dahi altına inmektedir ve gübreden elde edilecek gelirle daha da aşağıya inecektir.

 

5- Günde 15.000 ton kömür yakılan Yatağan’da, yıllık kömür tüketiminin 5 milyon tonun üzerinde olduğu göz önüne alındığında, QDS Teknolojisinin Devletimize yılda yaklaşık 25 milyon Dolar oranında tasarruf sağlayacağı ortaya çıkmaktadır. Yani hem Yatağan Halkı’na, hem Ülke ekonomisine, hem de çevreye ve atmosfere faydalı olacak harika bir hizmetten söz ediyoruz.

 

6- Her biri 210 MW olmak üzere toplam 3 ünitede 630 MW elektrik üretme kapasitesine sahip Yatağan Termik Santrali’ne QDS Teknolojisi’ni monte etmek için sadece 8 ay yeterlidir (yılan hikayesine dönen sülfür arıtma tesisinin yıllardır bitirilemediğini lütfen hatırlayın) ve montajımız sırasında 8 saniye dahi üretime ara verilmesini talep etmeden sistemi kurabiliriz.

 

Popülist söylemlerde savunulduğu gibi Yatağan Termik Santrali’nin kapatılması gerekli değildir, bilakis üzerinde oturduğu milyarlarca Dolarlık kömür yataklarının değerlendirilerek Ülke ekonomisine kazandırılması ve son derece ihtiyacımız olan elektrik üretimine devam etmesi tercih edilmelidir, işte QDS Teknolojisi herkesin isteğine birden cevap verecek bir çözümdür.

 

Muğla’da kuracağı fabrika ile Türkiye’den Dünyaya milyarlarca Dolarlık ihracat yapmayı planlamakta olan QDS’nin bu konudaki hedefleri; sayın Aziz Kemal Burkay’ın Muğla Valisine, Muğla Milletvekillerine, Belediye Başkanına, Ticaret Odası Başkanına ve Muğla Üniversitesi Rektörüne sunduğu mektuplarla resmiyet kazanmıştır.

 

Yaklaşık 1.000 kişinin istihdam edileceği Muğla fabrikamızda, ileri teknoloji gerektiren, SS-316-L kalitesindeki ozel nozzles’ler ve ozel flow-disk pompalar ile QX Sıvısı ve teknolojimizin kullanımı için gerekli olan diğer ekipman ve malzemelerin üretimi gerçekleştirilecektir.

 

Aynı mektuplarda da ifade edildiği gibi fabrika yatırımının yanı sıra, tüm ihtiyaçları proje gelirlerimizden karşılanmak üzere Muğla Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösterecek bir “Uluğ Bey Fen Fakültesi ve Araştırma Merkezi” kurarak binlerce mühendis ve bilim adamı yetişmesine öncülük etmek istiyoruz.

 

Bir diğer hedefimiz ise yine Muğla’da kuracağımız Burkay Çiftliği’nde organik tarım ve hayvancılık yapmaktır. Bugün insanları zehirlemekte olan o gazların QX Sıvısı sayesinde nasıl organik gübreye dönüşerek ekonomiye yeniden kazandırıldığını, geri aldığımız Karbondioksitin seralarımızda nasıl verim artışı sağladığını tüm dünyaya bizzat kanıtlayacağız. Ayrıca, Türk hayvancılık sektöründe bir ilki gerçekleştirerek Buffalo ve Yak Öküzü üretimini başlatacağız.

 

Size QX Sıvısı hakkında bilgi vermek istiyorum… QX; protein kökenli 4 organik maddenin belirli oranlarda bir araya getirilerek oluşturduğu bir bileşimdir. Bu bileşim %99 oranındaki suya %1 oranda karıştırılarak elde edilir. Dumandan ve gazdan saçınan istisnasız tüm zehirleri tutan QX’in insan sağlığına veya çevreye hiçbir zararının olmadığı resmi raporlarla sabittir. QX bileşenleri ülkemizde bol miktarda üretilmekte olduğu için maliyeti de pahalı olmayacak ve katma değeri yüksek bir ihraç ürünü olacaktır.

 

QDS sistemi içinde QX Sıvısını kullanarak ve 5 ayrı filtre teknolojisi ile tüm zehirleri, yani particul’ları ve karbon vs... gibi mikroskobik tanelerini filtrelerden ve çökelti tanklarından sonra floor-walker robotlarımızla ve periyodik aralıklarla dışarı atık havuzuna aktarmaktayız. Bu havuzda pelte haline gelen zehir kültürünü de fosfat ile karıştırarak harika bir gübre elde ettik. Böylece, 2003’ten bu yana QDS laboratuarlarında yaptığımız testler ve gözlemlerde aldığımız harika sonuçlar sayesinde bu atik zehirlerin depolama masrafları da ortadan kalkacaktır.

 

SO2, SO3, NOx, CO, CO2, VOC gibi Multi toxins (zehirler) ihitiva eden moleküllerle zenginleşen ve çok aktif protein kökene sahip olan QX Sıvısı elbette ki ideal bir gübredir. Güvercin-Kuş gübresi gibi zengin ve yüksek activationa sahip QX, protein kökenli bir çorbadır.

 

Peki, QDS Teknolojisi’nin rakipleri var mıdır? varsa neden rakip olamamaktadırlar?

a. Bilinen eski bir teknoloji; Yatağan’da da gördüğümüz, kireç taşı ile sulandırılmış sıvının bacada uygulanmasıdır ki işletme maliyeti ise ton yakıt başına 6 Dolar civarındadır ve aşırı bir çevre kirliliğine neden olur ve de sadece sülfürdioksidi en fazla %70 oranında tutabilir.

b. İkincisi ise amonyak püskürtülerek bacada sadece NOx (nitric oxides)’ler ve sadece %70 civarında tutulur, işletme maliyeti ise en az ton yakıt başına 7 Dolar’dır.

c. QDS teknolojisi ise; ton yakıt başına en fazla bir Dolar işletme maliyeti ile istisnasız TÜM ZEHİRLERİ tutan dünyadaki yegane teknolojidir. Ve... projemizin rakibi maalesef yoktur.

 

QDS Teknolojisi sadece termik santraller için değil, aşağıdaki tüm sanayi kuruluşları için kullanılmaya hazırdır;

- Kömür, petrol, gaz ve atık yakan enerji santralleri,

- Her türlü kimyasal sanayi fabrikaları ve petrol rafinerileri,

- Aluminyum fabrikaları,

- Çimento fabrikaları,

- Demir çelik fabrikaları,

- Kâğıt fabrikaları,

- Plastik fabrikaları,

- Kauçuk fabrikaları,

- Denizaşırı gemilerin ve araçların egzozları,

- Tren ve otomobil egzozları,

- Çöp ve organik atık yakan medikal sanayi tesisleri,

- Mutfak bacaları,

- Kozmetik sanayi tesisleri vs…

 

Bu tesislerden bize herhangi bir talep geldiğinde sadece; dakikada kaç metreküp (A